Nilhan Nur Kışlalı, 20 Ekim gecesi babalarını kısa süre önce kaybetmiş üç arkadaşıyla bir arada bulunduğunda duygularının yeniden yüzeye çıktığını anlatıyor. Babası öldürüldüğünde yalnızca 29 günlüktü. Onu hiç tanıyamadı, ancak yokluğu bütün yaşamını belirledi.
Her 21 Ekim’de babasını anan Kışlalı, aynı acıyı 27 yıldır yaşadıklarını belirtiyor. Başkalarının kaybı karşısında sık sık dile getirdiği teselli sözlerinin, geride bırakılan ağır bir gerçeği değiştirmediğini vurguluyor. Bir insanın öldürülmesi, ailenin kalan yaşamını sonsuza kadar değiştirebiliyor.
Geçmişte ülke için ödenen bedellerin yalnızca tarihsel olaylar olarak görülmediğini, arkalarında yarım kalan yaşamlar, büyüyen çocuklar ve aileler bulunduğunu söylüyor. Kaybedilenlerin acıları zamanla azalmak yerine, hayatın ayrılmaz bir parçası haline geliyor.
Aydınlara yönelik cinayetlerin ardından Türkiye’nin daha aydınlık bir döneme gireceğine inananların bulunduğunu aktaran Kışlalı, 27 yılın ardından ülkenin giderek karardığını düşünüyor. Buna karşılık aydınlığı arama çabasından uzaklaşmanın mümkün olmadığını savunuyor.
Babasının öldürüldüğü evin önünde toplananların yalnızca anma yapmadığını, kaybedilenleri unutmamak ve yaşananlara sessiz kalmamak için bir araya geldiğini ifade ediyor. Geçmişini bilmeyenin geleceğine yön veremeyeceğini, tutuklamalara, kayyım kararlarına ve hakların giderek daralmasına alışmamak gerektiğini vurguluyor.
Kışlalı, babasını tanıma fırsatı bulamamış olsa da onu unutmayan insanlar sayesinde kim olduğunu, neleri savunduğunu ve mücadele ettiği şeyleri öğrenerek büyüdüğünü belirtiyor. 27 yıl sonra da bir arada olabilmenin, kaybedilenlerin anısını ve ülkenin belleğini yaşatmanın önemini gösterdiğini düşünüyor.
Kaynak: Cumhuriyet Son Dakika