Eylül ayında enflasyonun yüzde 30’un altına düşmesi, mücadelede daha hassas bir aşamaya geçildiğine işaret ediyor. Enflasyon için belirlenen hedeflerin daha düşük rakamlara çekilmesi, mevcut seviyeden sonraki aşamalarda düşüş sağlamanın giderek zorlaştığını gösteriyor.

Talep ve baz etkisi, enflasyonun ilk dönemlerinde hızla düşürülmesini kolaylaştırırken bundan sonraki süreçte maliyetli hâle geliyor. Enflasyondaki düşüşün devam etmesi ve fiyatlamadaki katılıkların azaltılması, geleceğe yönelik beklentiler ile güvenin güçlü tutulmasına bağlı bulunuyor.

Toplumun bireylerden iş dünyasına kadar tüm kesimlerinin daha yüksek bir enflasyon öngörüsüyle fiyatlamaya devam etmesi, düşüş trendini yavaşlatabilir. Bu nedenle enflasyon beklentilerinin düşük tutulması, dezenflasyon sürecinin başarısı açısından önem taşıyor.

Merkez Bankası geçen hafta politika faiz oranını 100 baz puan indirdi. Bu kararın enflasyondaki düşüşle uyumlu ve olumlu bir adım olduğu değerlendiriliyor; faizlerin düşeceği beklentisini desteklerken borsadaki gerilimin kırılmasına da katkı sağlayabilir.

Enflasyonun ana eğiliminde ve beklentilerde kalıcı bir iyileşme sağlanana kadar sıkı para politikasının sürmesi, reel faiz dengesini korumak ve dezenflasyonu devam ettirmek Merkez Bankası’nın temel amaçları arasında yer alıyor. Erken bir gevşeme beklenmiyor; 2026 ve 2027 yıllarında dezenflasyon politikasının ana çizgi olması öngörülüyor.

Bu sürecin başarısı için para politikasının yanında maliye politikasının desteği, kamu tarafından yönlendirilen fiyatların ve fiyatlamadaki katılıkları azaltacak yapısal adımlar gerekiyor. Hedeflere ulaşılmasında belirleyici unsur, toplumun tüm kesimlerinin Merkez Bankası’nın hedeflerine inanması; şeffaflık, güven ve öngörülebilirliğin güçlendirilmesidir.

Kaynak: Yeni Şafak