Bir rapor, Türkiye ile İsrail arasındaki temel güvenlik farklılıklarına dikkat çekti. Buna göre Türkiye'nin yaklaşımı, bölge devletlerinin egemenliğinin, toprak bütünlüğünün ve kurumsal kapasitelerinin güçlenmesine dayanıyor. İsrail'in güvenlik anlayışı ise çevredeki aktörlerin zayıf, parçalı ve dış müdahalelere açık kalması üzerine kurulmuş durumda.
Rapor, İsrail'de radikal sağ ve yerleşimci hareketlerin devlet mekanizmasının merkezinde bulunduğunu belirtti. Yayılmacılığın yasal düzenlemelerle kalıcı hale getirildiği, 7 Ekim 2023 sonrasında işgal politikasının ise Gazze'de soykırıma dönüşen yeni bir aşamaya taşındığı kaydedildi.
İsrail'in ileri askeri kapasitesinin uzun süreli savaşı tek başına sürdürmeye yetmediği ve ABD'ye yapısal bağımlılığının genç kuşaklardaki tepkiler nedeniyle sorgulandığı aktarıldı. Raporda, ülkenin etnik ve mezhepsel kırılganlıkları araçsallaştırdığı da vurgulandı.
Türkiye'nin Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge vizyonunun kritik öneme sahip olduğunu belirten rapor, bu sürecin Türk, Kürt ve Arap toplumları arasındaki tarihsel ve toplumsal bağları güçlendireceğini ifade etti. Dış aktörlerin etnik farklılıkları ve güvenlik boşluklarını müdahale aracına dönüştürmesinin önlenmesi hedefleniyor.
MİA Başkanı Prof. Dr. Talha Köse, İsrail'in Gazze'de soykırıma varan eylemlerinin, Batı Şeria'daki fiili ilhakının ve Lübnan ile Suriye'ye uzanan saldırganlığının küresel güvenlik krizi oluşturduğunu belirtti. Bu değerlendirme, bölgedeki çatışmaların bölgesel sınırları aşarak uluslararası ölçekte bir risk taşıdığını ortaya koyuyor.
Kaynak: Yeni Şafak